Narlıdere Life

Gerçek aşk var mı?

Aşk, öyle aniden oluşan bir duygu değildir. Âşık olan herkesin kıskanç olması da gerekmiyor. Gerçek aşk aniden olmaz. Yıldırım aşkı diye bir şey yoktur! Görür görmez oluşan hisler aşk değil, karşılıklı çekimdir. Pek çoğumuz bu tip yargıları kendimiz yaratırız. ‘İlk görüşte aşık oldum’ demeyi severiz. Gerçekte, görünüşü ve davranışlarıyla tam aradığımız gibi birini bulmak, yalnızca çekim duymak anlamına gelir. Bu çekim ileride aşka dönüşebilir. Bunun için zamana ihtiyaç vardır.

Kıskançlık aşkın göstergesi değildir!

Bu sadece sıklıkla düşülen bir yanılgıdır. ‘Ne kadar çok kıskanırsa, o kadar aşıktır’ ya da ‘Seven insan kıskanır.’ Birbirini gerçekten seven iki insan arasında makul bir kıskançlık olması doğaldır. Sahiplenme duygusunun da aşkla falan bir ilgisi yoktur. Yüksek dozda kıskançlık ve sahiplenme kişinin egosundaki bir sorundan kaynaklanır. Aşırı kıskançlık yapan kişilerde, özgüven eksikliği, sevgi açlığı, kaybetme korkusu, gelecek korkusu ve yalnız kalma korkusu vardır.

Hayallere dalmak sevgi değil, karasevda belirtisidir.

Gerçek aşk, karşıdaki kişinin mutluluğunu, iyiliğini, huzurunu düşünmektir. Karasevda ise, ben-merkezcidir. Kişi, karşısındakini düşünmez. Kendi iyiliğine, kendi mutluluğuna ve mutsuzluğuna odaklanmıştır. Bu durumda aşık olunan sevgilisi değil, aşkın kendisidir. Aşık olmaya aşık olurlar. Kendilerini iyi hissettikleri için aşık olmaya aşık olurlar. Sevgili sadece objedir.

Aşk, sevilen kişinin kusurlarını görmemek değildir.

Aşık kişi, sevdiğinin kusurlarını anlamasına ve bilmesine rağmen sevmeye devam eder. Karşısındaki kişiyi kusursuz olarak görmek aşkın değil, karasevdanın belirtisidir. Mutsuz bir ev yaşamı kişiyi yanılgıya sürükleyebilir. Pek çok bekar insan, yaşadığı aile ve ev hayatını dayanılmaz bulduğu için evlenmek ister. Aşık olduğunu zanneder. Aşık olursa eğer ailesini evlilik için ikna edecektir. Birçok genç kız, sevgilisini kendisini kurtaracak olan beyaz atlı prens olarak görür. Oysa tek isteği kurtulmaktır. Aşk değil!

Aşk her zaman bulutların üzerinde olmak değildir. Ayakların yere basması da gerekir. Bir evlilikte en temel nokta para ve çocuklardır. Evlenmeyi düşünen gençler, birbirlerinin bu konudaki görüşlerini bilmelidir. Bu konular gündeme gelmemişse, hiç konuşulmamışsa, romantizm seviyesinden aşk mertebesine geçilememiş demektir.

Aşk sıkıntı çekmek anlamına gelmez. Kader ortakları olmakla, aşkın kahramanları olmak arasında fark vardır. Çiftler ortak sıkıntıları paylaşabilir. Bu paylaşım aşkın kendisi değildir. Genç çiftler bu noktayı sık sık gözden kaçırırlar. Evlilik kararı, aşktan değil, ortak acılardan ve sıkıntılardan kaynaklanıyorsa bu hatadır.

Aşk acısı çekiyorum

Aşk su gibidir. Özgürce akan bir su yolunu bulur ama o suyu kaynatırsanız, buhar olup uçar gider!

İyi aşıklar birbirlerine bakan ve sarılanlar değil aynı yöne benzer biçimde bakanlardır.

İyi aşık önce sevdiğini anlamaya çalışır sonra kendini bilmeye ve değiştirmeye çalışır daha sonra eşini değiştirmeye çalışır. Bu sıra bozulursa aşk zarar görür. İyi aşıklar sıkıntılı durumlarda kişiliklerinin bir bölümüne tampon görevi verirler. Olayları yumuşatıp daha sonra tepki verirler. Düşünce katılığından vazgeçip düşünce esnekliği gösterirler. Yani inatçılık Aşkın en büyük düşmanıdır. İyi aşıklar günlük ve anlık ihtiyaçları ile uzun vadeli amaçları arasında denge kurmayı başarırlar. Aşkın en büyük düşmanı bencil bir vericiliktir. Bencil verici verdikten sonra karşılık bekler. Aşık olduğu kişiyi kendisinin parçası gibi görür.

Aşk uzun bir yolculuğa çıkmak veya yanan bir ateşi seyretmek gibidir. Ateşe aşkla bakanlar onu canlı tutmak için çalışmazlarsa ateş söner.

Aşkın kısa sürmesinin sebebi aşıkların ateşin içine atılıp yanmanın gerektiğini düşünmeleridir. Beslenemeyen bakılmayan ateş söndüğü gibi bakımsız ilişki kolay söner. Aşkın birinci tuzağı aşkın ’Aşkın Bir insanın diğer insan içinde kaybolması’ olarak anlaşılmasıdır. Karşı tarafın özgürlüğünü yok ettiği için aşk devam etmez. Aşk yolculuğunda fırtınalı dönemlerde hemen gemiyi terketmek güveni zayıflatır ve aşka zarar verir. Aşkı tatmayan çok insani bir tadı tatmamış demektir.

Aşk acısını unutmanın kısa yolu ikinci bir aşk aramaktır. Ancak öç alma duygusu ile hareket edilirse yeni bir maceraya girilir. Amaca yönelik Aşk içinde bilgelik olan aşktır ve devamlıdır. Yaşam amacını unutmadan aşık olmayı başarmak emek ve yatırım gerektirir. Duygusal bir ilişkinin bitmesi; bir kişi ile duygusal paylaşımın bitmesinin ötesinde, bir yaşam biçiminin kesintiye uğraması anlamına gelebilir: Birlikte yapılan sosyal faaliyetlerin, geleceğe yönelik hayallerin, ortak arkadaşlarla görüşmenin de kesilmesi gibi… Biten bir ilişkinin ardından, kişinin kendisini sosyal olarak konumlandırma biçimi de değişebilir; örneğin ‘evliliğe doğru giden’ bir ilişkinin bitmesinin ardından, sosyal konum yeniden ‘bekâr’ olarak değişir. Evlenmeyle ilişkili olumlu beklentileri olan bir kişi için ayrılık, bu açıdan da zorlayıcı olabilir. Boşanma yoluyla bekârlığa dönmek ise; sosyal çevrenin de etkisiyle, alışma sürecinin daha sancılı geçmesine yol açabilir. İlişkinin hayatın hangi döneminde bittiği de, ilişki sonrası dönemde yaşanan streste belirleyici olabilir. Bir ergen, kimlik duygusunun gelişmesi için ailesine duygusal mesafe koyarken; hem arkadaşlarına, hem de romantik duygular hissettiği kişiye yönelir. Bu kişi; takip altında tuttuğu, bir bakışını bile saatlerce yorumlayabildiği, bu şekilde ilk romantik duygularının geliştiği ‘birisi’ olur… Ayrılık yaşayan bir ergen, ani ‘yıkılmalar’ ile çabuk ‘toparlanmalar’ gibi iki uç durumda gidip gelebilir.

Duygusal bir ilişkinin bitmesi; bir kişi ile duygusal paylaşımın bitmesinin ötesinde, bir yaşam biçiminin kesintiye uğraması anlamına gelebilir: Birlikte yapılan sosyal faaliyetlerin, geleceğe yönelik hayallerin, ortak arkadaşlarla görüşmenin de kesilmesi gibi… Bir araştırmaya göre; ayrıldıkları partnerlerine duygusal olarak daha yakın hissedenler, ilişkisi uzun süre devam etmiş olanlar ve ayrıldıkları kişi kadar iyi bir partneri bir daha bulamayacaklarına inananlar daha fazla stres yaşıyorlar. ‘Benliği Sessizleştirme’ kuramına göre ise; kendilerini ancak duygusal bir ilişkide iken ‘var’ olarak hisseden ve sırf ilişkiyi sürdürebilmek için kendi düşünce-duygularını bastıran kişiler, bir ayrılık durumunda depresyona daha yatkın oluyorlar.

Bitmesi gerektiğinden emin olunan ancak bitirilemeyen ilişkilerde, davranışları kontrol etmek için önlemler almak da gerekebilir. Özellikle ‘Ayrılıkta Cumartesi Etkisi’ olarak da adlandırılabilecek durumdan korunmakta fayda var. Çünkü sosyalleşmek için en cazip gün olan cumartesi, herkesin sokaklara döküldüğü, gözünüzün önünde sevgililerin dolaştığı bir gündür. Bu nedenle özel günlerde (cumartesi, hafta sonu, Sevgililer Günü vb.) kendinizi yalnız hissedebilir ve eski günleri hatırlayarak ani duygu patlamaları yaşayabilirsiniz. Bu tür günler, ‘heyecanınızı’ ve duygularınızı depreştirebilir, bitmesi istenen ilişkiyi ‘aslında bir şans daha tanınabilir’ gibi algılamanıza yol açabilir. Bunu önlemek için, o günden birkaç gün öncesinden başka planlar yapmalısınız; arkadaşlarınızla buluşmak, ertelenmiş hobilere başlamak veya kurslara yazılmak gibi…

Kendinizi yalnız hissedebileceğiniz özel günlerde, verilmiş bir ayrılık kararını sabote edebilir ve sonradan pişman olacağınız ‘aramalar’ yapabilirsiniz. Bu nedenle; ayrılmak istenen kişinin telefonunu ve e-posta adresini silmek, aniden gelişen arama isteğini kontrol almada işe yarayabilir. Neden ayrıldığınızı ve yeniden arama isteğinin neden gelişmiş olabileceğini bir kağıda yazmak da, ani duygu patlamalarını sakinleştirebilir.

 

Necdet Goncagül

Yorum ekle

Bizi takip edin!

Kültür-sanat etkinlikleri ve haberler için bizi takipte kalın.

/* ]]> */