Narlıdere Life

Onlar rock müziğin romantik delikanlıları

Sonbahar etkili şarkıların sahibi: Zakkum… Sahne duruşlarıyla asi, yaptıkları şarkılarla melankolik ve etkileyiciler.

1999 yılında Ankara`da çıktıkları ilk bar programlarından bu yana, sahne performanslarıyla Ankara`nın en popüler grubu haline geldiler. 2007 yılına kadar Raindog ismiyle çok sayıda sahne performansı gerçekleştiren grup, 2007 yılında adını “Zakkum” olarak değiştirdi.

Bestelerin tümünün altında vokalist Yusuf Demirkol’un, bütün şarkıların sözlerinde ise davulcu Cem Senyücel’in tek başına imzası var. Grubun gitaristi Eren Parlakgümüş ve grubun basçısı ise Emre Yılmaztürk.

Onlar, yaptıkları kendilerine özgü cover`ların yanında, aykırı duruşları ve etkileyici sahne performansları ile geniş bir dinleyici kitlesi kazandılar. “İlk çıktığımız dönemde Türkiye’nin en marjinal grubuyduk” diyorlar. Bugün ise dinleyici kitlesinin yaş aralığı daha geniş, 15’den 40’lı 50’li yaşlara kadar uzanıyor.

Konser öncesi röportaj için Zakkum’un kulisinde buluştuk. Grup yavaş yavaş sahne almaya hazırlanırken biz sorularımızı sorduk, onlar yanıtladılar.

Üniversite yıllarında Ankara’da buluşan gençlerdiniz. Bir grup kurdunuz ve 1999 yılından beri bu kadro değişmedi sanıyorum?

Yusuf: Evet, Ankara’da öğrenciydik. 1999 yılında Raindog adında bir grup kurduk. O dönemde çeşitli cover çalışmalarımız oldu. Birçok bar programı yaptık. Daha sonra 2007 yılında grubumuzun adını Zakkum olarak değiştirdik. Ardından ilk albümümüz olan Zehr-i Zakkum’u çıkardık.

Neden Zakkum peki? Zehr–i Zakkum şarkınızdan mı geliyor?

Eren: Evet, hem Zehr-i Zakkum adında bir parçamız olduğu için, hem de diğer alternatiflerin arasından sıyrıldığı için Zakkum adını seçtik. Kendi içindeki zıtlıklardan etkilendik diyebiliriz; bir yandan zehirli olması bir yandan tedavi edici olması gibi zıtlıklardan dolayı bu isim ilginç geldi bize.

Hala Ankara’da mı yaşıyorsunuz? Bütün sanatçıların tersine İstanbul’u tercih etmeme sebebiniz nedir acaba?

Emre: Ankara’da tanıştık, Ankara’da üretmeye başladık ve Ankara’da bir grup haline geldik. İstanbul’a zaman zaman klip çalışmalarımız için, kayıtlarımız için ve iş görüşmelerimiz için gidiyoruz. Fakat İstanbul’da yaşamanın zorluğunu gördük. Ankara’da daha evimizde hissediyoruz. Çalışmalarımızı da buradan yürütebildiğimizi gördük. Dolayısıyla Ankara’da mutluyuz.

Bir röportajınızda, “2007 yılında bu ülkede yapılmış en sert rock albümlerden biri olan “Zehr-i Zakkum”u kaydettik.” diyorsunuz. Sonrasındaysa grubun olgunluğa geçiş albümü olan “13” geldi. O albümden sonra grup bugünkü Zakkum’a mı evrildi? 

Yusuf: İlk albümümüz daha rock temelli bir albüm; daha sert, daha asi bir albümdü. Sonraki albümde bazı deneysel şeyler yapmaya başladık. Bununla beraber “Anason” gibi şarkıların da evrilmeye başladığı bir albüm oldu. Grubun Zakkum tarihinde çıkardığı albümler içinde en rock ve en sert enstrümanların kullanıldığı albümdü diyebiliriz. Türkiye’nin en marjinal grubuyduk çıktığımız dönemde.

Dinleyici kitlenizin çoğunluğu üniversiteli gençler mi?

Yusuf: Değil aslında, “Her geçen yıl birer birer masadan eksiliyor dostlar” cümlesinden sonra biraz bir şeyler değişmeye başladı sanki bizim için. Yaş grubu oldukça büyüdü gibi geliyor bize. Dinleyici kitlemizin yaş aralığı 15’den 50’lere doğru uzanıyor. Neredeyse anne ve babalarımız da bizimle birlikte şarkılarımızı söylüyor.

Sosyal medyayla aranız nasıl? Kendiniz mi yönetiyorsunuz grubun hesaplarını?

Yusuf: Kullanıyoruz. Kendimiz yönetiyoruz hesaplarımızı.

Grup olarak hareket etmek zor değil mi? Fikir ayrılıkları, çekişmeler olmuyor mu hiç?   

Cem: Yirminci yılımıza yaklaştık… Artık böyle şeyleri geride bıraktık. Ufak tefek pürüzler her iki insan bir araya geldiğinde oluyorken, dört kişi bir araya geldiğinde mutlaka oluyor. Arada sırada böyle şeyler yaşasak da bunlar tolere edilebilen şeyler oluyor.

“Ben Ne Yangınlar Gördüm’’ birçok yüreğe dokundu, çok insanı etkiledi. Bir hikâyesi var mı?

Eren: Biz grup olarak epey yangın gördük aslında. Ama söz yazarımız Cem, o yanıtlasın bu soruyu.

Cem: “Ben Ne Yangınlar Gördüm”ün spesifik bir hikâyesi yok… O bir ruh halini, bir yaşanmışlığı anlatıyor. Geri kalanını fazla deşmeyelim. İnsanlar kendi filmlerini kendileri çeksinler bu parçada.

Yeni albüm var mı yakın zamanda?

Yusuf: Yeni albüm çalışmalarımız başladı. Tam bir süre vermedik ama 2018 yılı içinde çıkarmayı planlıyoruz.

Şarkılarınızda genellikle sonbahar etkisi ve bu mevsimi hatırlatan bir şeyler var… Melankolik, depresif ve hüzünlü… Nedir bu sonbahar takıntısı?

Yusuf: Albümlerin konseptleri gereği böyle oldu diye düşünüyorum. Son albümümüzde gece etkisi var; ismi de “Bir Gece Yarası”ydı.  Bir önceki albümün ismi “Her Gün Sonbahar”dı ve albümün konsepti sonbahardı aslında. Bir de bizi sonbaharı seven bir grubuz. Sonbaharı güzel şehirlerden birinde, Ankara’da yaşıyoruz. Dolayısıyla sonbahar hâkim şarkılarımızda.

Grup olarak nasıl bir müzikal uyumunuz var? Şarkıları hazırlama aşamanız genel olarak nasıl gelişiyor? 
Cem: Şarkı sözlerini ben yazıyorum, müzikleri de Yusuf yapıyor. Düzenlemeleri ise hep beraber yapıyoruz. Uzun zamandır bir arada olmanın kazandırdığı tamamen oturmuş bir sistemimiz var aslında. Konsantre olunca oldukça hızlı ve disiplinli çalışan bir grubuz. Sıralama olarak; önce sözler, ardından da beste geliyor.

Ortalama konser programınız nasıl İzmir’de?

Yusuf: Yıl ortalamasına baktığımızda ayda bir defa oluyor. Sadece İzmir merkez değil, ilçelerde de programlar yapıyoruz.

İzmirli dinleyiciden memnunsunuz o zaman.

Yusuf: Evet çok memnunuz.

Grup üyeleri arasında hiç İzmirli olan var mı?

Emre: Benim ikinci memleketim İzmir. Eşim İzmirli çünkü. Dolayısıyla daha sık geliyorum İzmir’e.

 

 

 

Belkıs Ersan Yaka

Genel Yayın Yönetmeni/İmtiyaz Sahibi

Yorum ekle

Bizi takip edin!

Kültür-sanat etkinlikleri ve haberler için bizi takipte kalın.

/* ]]> */