Düz Adam

İp gibidir, yol gibidir. Düz bir duvar gibidir. Altında, üstünde, yanında, karşısında bin yıl da yürüseniz birlikte, hep yokmuş gibidir. Öyle sürprizsiz, öyle dümdüz… Öyle bir düzlük ki, size ha bire dağların en tepesini hayal ettirir…

Yemeğini yer, suyunu içer. Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin alt basamaklarını yerine getirir ama kendini gerçekleştiren bir birey olamaz asla, çünkü düzdür. Ne kadar yontarsan yont, şekil almaz. Hevesini baltalayan bir baltadır.

Bildiğiniz Boz Ayı ile ruhları ortaya gelse, Boz Ayı’nın ruhu, bunun ruhunun önünde diz çöker, tövbe ister…

Kremalı bisküviyi ikiye ayırır, ortasını yalar, sonra bisküvilerini yer. Düz mantıkla düşünülürse; çıkıntıları, girintileri olmayan adamdır. Eh öylesine adam da denmiyordu, ne deniyordu ya? “Ne tür müzik dinlersin?” sorusuna cevabı “Güzel olan her şeyi dinlerim” olur. Asla risk almaz, hayatı sıkıcı ve monotondur. Emekli olmuşsa, bütün gün gazetenin bulmacalarını çözer. Okeye bile dönmez, niye dönsün ki?

Hayatında bir değişiklik istediğinde, televizyon kanallarının yerini değiştirir. Memlekette bu kadar olay yaşanırken Kurtlar Vadisi’ni, bu kadar hanzo varken Recep İvedik serisini izleyen adamdır. Konuşurken, karşısındakinin sıkıntıdan baygınlık geçirmesine aldırmayan insandır. Fabrika ayarlarını hiç değiştirmemiş, ‘Üstüne Koymak’ deyiminden nasibini almamış, hayata at gözlükleriyle bakan, bir olay ve konuyu tek bir boyutuyla değerlendirendir. Üzerinde mutlu aile tablosu olan diş macunlarından satın alır…

Düz adam, özel yeteneklere sahip kişidir. Koku duyusuyla elindeki maddelerin üzerindeki tüm organizmaların, bakterilerin farkına varır. Çorabı koklayarak temizliğini kontrol edendir. Aklına ilk gelen esprileri yapar. Yılın son gününde “Seneye görüşürüz” esprisini yapmazsa kendini kötü hisseder…

Düz adam, mutlu adamdır. Hep kendim için düşünmüşümdür bu modeli. Çok özendim çok! Aklında kırk bin tilki olan biri nasıl özenmez düz adama? Düz işte, dümdüz. Oh mis… Hiç sorgulamadan evlenmek istiyorum mesela. Hiç tartmadan karşımdakini… Tüm sosyal aktivitelerimden sıyrılıp evimde çay içip dizi izlemeyen ben olmalıyım, evet… Kitabın hiç bir türlüsünü okumamalıyım. Siyasi meseleler üzerine düşünmemeliyim. Ülke nereye gidiyor? Dünya’da neler oluyor? Bana ne? Yorumlamamalıyım hayatı.

Kahveye gitmeliyim, yeni arkadaşlarımla. Çekirdek alıp eşimle ve dostumla sahilde bir banka oturup, bir süre sonra da “hadi eve gidelim” demeliyim. Takım tutmalı, maç izlemeliyim. Diziye doyurmalıyım bünyemi. Dizideki erkek karaktere “Vay gavat” demeliyim. Kadın karaktere “La içme onu içme” diye haykırmalıyım. “Ya nedir bu Cemile’nin çektiği” demeliyim. İş yerimdeki arkadaşlarım da yorumlamalı o diziyi. Hepimiz diziyi iliklerimizde hissetmeliyiz.

“Ne derdin var?” dediklerinde “Kuponum yattı” demeliyim. Ya da “O plazmayı alamadık indirimdeydi” demeliyim. “Satmışım bu dünyayı” demeliyim. Düz adam olmalıyım. Ekmek çarpsın çok istiyorum…

Düz olmak, çoğu zaman, çoğulcu bir fikir etrafında düşünüldüğünde gayet iyi bir şeydir. Ancak, insanların taraflı bir yanı da olmalı. Herkese, her fikre, her partiye, her takıma eşit uzaklıkta olmak, kültür fakirliğine yol açar. Zenginlik, farklı düşünceleri harmanlamak ve hasatı beraber biçmektir.

İnsan, düz adam da olabilir, ileri birey de… Unutulmamalıdır ki, bu dünyada düz adamlar olmasaydı, marjinallerin esamesi okunmazdı.

Looser (Ezik Kişilik)

Boyun eğen, başkaldıramayan, silik tiplerdir. Bir de gizli ezikler vardır ki, görünüşte güçlü ama kendilerine bile söz geçiremeyecek kadar zavallılardır aslında. Ezik kişiler, etnik kimliğini ya da inancını övünç haline getiren kişidir. Eziktir çünkü bir meziyeti ya da yeteneği yoktur, bu yüzden doğuştan edinilen özellikleriyle gurur duyar…

Kendi hayatlarıyla ilgili bazı şeyleri kabullenemeyen, hep başkalarına suç atmakla kendisini iyi hisseden insan modelidir. Çok zor insanlardır bunlar! Katlanmak, bunları anlamak, bir şey anlatmak çok zordur. En iyisi yalnız bırakmaktır. Kafaları çok karışıktır. Espri yapmayı bile beceremezler. Ortaokul öğrencisi zekâsına uygun esprilere bayılırlar. Popüler ve ezik olmadığını göstermek adına, konumları ne olursa olsun hiç çekinmeden yeni öğrendiği ve çok güldüğü milattan önce modeli esprilerini patlatıverirler. Bu insanların başarısı yok denecek kadar azdır. Sağa sola saldırıp dururlar. Aslında çok tırsaktırlar “höt” desen, “al sana …” diyebilecek niteliktedir bu tip insancıklar…

Kendilik değerini bilmeyen, kendini kabul etmeyen, başkasının kendisini yönlendirmesine izin veren, çeşitli nedenlerle zayıf durumda olan, insanları da bu ezilmişliğin hıncını çıkarırcasına ezen insanlardır. Çocukluk ve gençlik yılları silik geçmiş ve popüler olamadıkları için ellerine yetki ve makam verilince, ezik egolarını şişirmek için diktatörlük yöntemini kullanan insanlardır. Kendi üretmeyen, aklıyla bir şey başaramayan, sözde gücünü hep başkasını ezmeye çalışarak alan insandır. Ezikliğini, başka insanları aşağılayarak atmaya çalışırlar ama o kadar iğreti durur ki; ezikliklerine eziklik katmış olurlar. Bence koruma dernekleri olmalıdır bunların. Domates olanından salça olur, insan olanı onu da olamaz…

“Marifet; hiç ezilmemektir hayatta ama ezilecekse insan, hoş kokular yaymalı etrafa. Kekik gibi, fesleğen gibi, lavanta gibi, Yunus gibi, Nazım gibi…”

 

0 Shares:
Bir yanıt yazın
You May Also Like