Güvenmek ve nankörlük

Nankörlük

İnsanoğlunun içine işlemiş olan bir duygudur. Ne zaman nerede çıkacağını sadece insanın kendisi bilir. Yapılan olayları bir kalemde silmek, yapılan iyilikleri anlayamamak ya da insanlara verdiğiniz değeri kötü bir şekilde geri almanız nankörlük belirtileridir. İnsanlara güvenmemek için geçerli bir nedendir…

İnsanları hayata küstürebilecek bir güce sahiptir. Oysaki çözümü var; Balzac söyle der bir yerlerde “İnsanlara, kendilerini nankörlüğe mecbur edecek kadar büyük hizmetlerde bulunmayınız.” Sonra yok ben duymadım, vay ben bilmedim demeyin!

“Sana uzatılan elleri

Görmek istemesen de

Bir gün o eller üstünde

Bu dünyadan göçmek var ya…”

Montaigne ise şöyle der nankörlük için; “Nankörlük, zayıf ve bencil insanların savunma mekanizmasıdır.” Oscar Wilde ise “Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir” diye tanımlamış bu durumu… Bazı insanlar, menfaatleri bitince, onlara fırsat yaratanları silerler ve yerimize sıradakini alırlar. İşte bizler, o an nankörlükle tanışırız. Dost dost diye sarıldıklarımın hobi niyetine yaptıkları muhteşem özellikleridir nankörlük. Hepsi de mi böyle çıkar? Biriniz bari farklı olun!

Unutulmamalıdır ki; “Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir.” İyilik, kıymeti bilinsin diye yapıldığında ne kadar iyilik olur? Tartışmalı. Karşılık beklenerek yapılan iyilik, zaten iyilik değildir. Kabul de, insan iyiliğin karşılığında kötülük görünce haklı olarak yüreğini bozuyor. Dolayısıyla çok doğru bir laftır; “iyilik yap denize at balık bilmezse halik bilir.” Balık ( insan ) zaten kadrini bilmeyecektir, bunu peşin peşin içselleştirelim. İnsanlara dair inancımızı muhafaza etmeye çalışalım. Zor, hatta çoğu kez imkânsız olsa bile…

Nankör kelimesi Farsça’dan gelmektedir. ‘Nan’ Farsça’da ‘ekmek’ anlamına gelmektedir. ‘Verilen değere, nimetlere karşılık vermeyen’ anlamındadır. Bir de kedilere nankör derler ya hiç haz etmem o insanları. Nankörlük, hiç bir hayvanla özdeş bir davranış değildir, sadece insana mahsustur. Hayatımız boyunca hep maruz kaldığımız, hiç bir zaman ders almadığımız ve ölene kadar da hep başımıza gelecek bir durumdur nankörlük. Her ne kadar insanların nankörlüğü konusunda kaşarlaşmış olsak da, hiç ummadığımız, çok değer verdiğimiz biri tarafından nankörlüğe maruz kalmak can acıtır.

Olsun, her şeye rağmen birilerine iyilik yapmak, değer vermek güzeldir, erdemdir. Birileri, bir yerlerde mutlaka takdir edecektir…

Güvenmek mi? Ağzında bal olan arının bile, kıçında iğne var! Olsun yine de bir insana güvenmek, iki insana güvenmekten daha akıllıcadır. “Bu aralar çok kaşınıyorum, biri gelse de haddimi bildirse” demek gibi bir şeydir. Zorunluluktur. Şöyle ki; her insan elbet birine güvenmeyi diler. İnsanoğlu işte; ister! Nice kazıklar yemiş olsa da, güllük gülistanlık bir yaşam ister. İnsan, sırtını dayayabileceği birini, ağlayabileceği bir omuz ister. Bu güven boşa çıkar çıkmaz o karşınızdakine kalmış ama birine güvenmek, her şeyden önce zevklidir, bir insanı keşfetmekten geçer. Bir insana güvenmeden önce kişi, kendine güvenmeli ve kendine güvenen insanlarla haşır neşir olmalı ki; tattığı duyguyu yani güveni başkalarına da hissettirebilsin.

Güven duygusunun temeli, 2 yaşa kadar anne bakımı ile sağlanır. Daha sonra aile ilişkileri ile şekillenir. Sağlıklı bir birey, güven ortamında yetişir, ilerde de güven duymayı öğrenir. Güveni boşa çıktığında ise üzülmemeyi, tecrübeleri öğretir. Aslında, insanın doğası gereği aciz ve muhtaç olduğu için yaptığı eylemdir. Duyduğunuz güveni hak etmeyecek insanlar elbette karşınıza çıkacaktır fakat bunu diğer insanlarla olacak olan ilişkilerinize aksettirmeyin. Güvenin, güveniniz boşa çıksın sonra bir daha güvenin. İnadına güvenmekten vazgeçmeyin!

Bir insana güvenmek bazen de ihtiyaçtır, fazlası da zarardır. “Sana güveniyorum, sana güveniyorum, sana güveniyorum…” Niye? Bu kadar güven niye? “Gözünü seveyim bana bu kadar güvenme” diyesi gelir bazen insanın da… Diyemez.

Aslında çok zor mimari bir yapı gibidir birine güvenmek. Harcına sevgi, hatta aşk, alışkanlık, bağlılık katılıp ince ince örülür. Sonunda ortaya çıkan şey bazen o kadar sağlam durur ki, dışarıdan hayran kalırsınız. Fakat gün gelir çatırtılar duymaya başlarsınız, gittikçe yıpranır ve artık yıkılmaya yüz tutmuş bir hale gelirse, o zaman ağlayarak, kendinizle kavga ederek sıvadığınız hiç bir bölümü eskisi gibi olmaz ve beyin ölümü gerçekleşmiş bir sevgilinin fişini çekmektir artık yapılması gereken, çekilir ve gidilir usulca…

Bir gün baban sana bisiklet sürmeyi öğretirken hiç anlamadığın bir anda çaktırmadan bisikletin arkasını tutmayı bırakır… Tutmayı bırakması, evet… Tutmayı bırakmak…

Güvenmek, bir nevi teslim olmaktır. Zordur, o nedenle çok değerlidir. “Hiç kimseye güvenmiyorum” diye bir şey yoktur,

“Zamanında o’na güvendiğim için, artık kimseye güvenmiyorum” diye bir şey vardır.

Güven, ayrılıp gittiği ruha asla geri dönmez.

 

0 Shares:
Bir yanıt yazın
You May Also Like