Dibe Vurdunuz mu Hiç

A woman sitting alone by the lake looking at the mountains with green nature background
En son dibe vurduğunuzu ne zaman hissettiniz? Sevdiğiniz sizi terk ettiğinde mi? Bir yakınınızı kaybettiğiniz de mi? İşsiz kaldığınız da mı? Paranız bittiğinde, alacaklılar kapıya dayandığında mı? Çocuğunuzun istikbalini düşündüğünüzde mi? Ev kiranızı ödeyemediğiniz de mi? Yoksa çok istediğiniz bir şey olmadığında mı? Belki de hayattan çekip gitmeyi düşündüğünüz gün hissettiniz? Belki, bir yakınınızdan güzel bir söz duymayı beklediniz ama olmadı? Belki hep iyilik yaptığınızı, hep iyiniyetli ve yardımsever davrandığınızı ama bir türlü karşılık bulamadığınızı fark ettiğiniz gün dibe vurdunuz. Karşılık mı bekliyordunuz? Belki gece geç vakitte birinin omzunda ağlamak istediniz ama arayacak kimseyi bulamadınız? Aslında beş kuruş etmez insan suretlerini hayatınızın baş köşesine oturttuğunuzu anladığınızda mı? Belki basit bir şey için doktora gittiniz ama ciddi bir şey olabileceğini söyledi, dibe çakıldınız…
Yok daha dibe vurmadınız. Bu yaşadıklarınızın hepsi birer mesaj, hepsi birer terapi. Ne için mi? Hayatın anlamı, kendinizin değerini farketmek için. Bazen, aslında rutin olan her şey taşıyamayacağınız bir yük olur. Büyür omuzlarınızda. Taşıyamayacağınızı hissedersiniz. Sonra sanki başka bir boyuta geçmiş gibi olursunuz. Kapı çalınır. Açarsınız, yalnızlığınız gelmiştir. Aynı evin içinde onunla beraber yaşamaya başlarsınız. Ondan kurtulmak için kendinizi sokağa atarsınız, işe gidersiniz, o da yanınızda gelir. Eve gidersiniz, içeride bekliyordur. O zaman, bunu yaşayan tek kişi olmadığınızı düşünün. Kalabalık içerisinde, insanlar arasında bir tek yalnız siz değilsiniz. Başka yalnızlar da var, bunu düşünün iyi gelir…

Aslında fazla da düşünmemek lazım. İçerisinde ayrılık, yalnızlık ve hüzün barındırmadan yaşayabilen hiç kimse yok. “Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür. Ömür imtihanla geçiyor.” Acı tatlı ne yaşadıysak, yaşadıklarımız hazinemizdir. Dibe vurduğumuzu sandığımız acının bize kattığı ve öğrettiği şeylerin kıymetini farkedip hiç kimseye, hiç bir şeye, kendimize ve hayata küsmemek lazım. Acıyla, hüzünle filtre edilmemiş hayatlar hep eksiktir. Boşuna imrenmeyin.
“Kimse yok mu orda?” diye bağırmak nafile olabilir. Dibe vurduğumuzu sandığımız anda annemizin saçlarımızı okşamasını arzu ederiz. Ama belki de o artık çok uzaklardadır. “Onların bebeklerini de kırdılar, gözlerini oydular. Durdurmak istedim. Anne, beni çok yanlış anladılar. Kimseyi acıtmak istemezdim aslında. Ne olur inan bana. Bölündüm defalarca.” İçinizden geçen cümleler bunlar olabilir. Söyleyin gitsin. Gözyaşlarınızı içinizde biriktirmeyin, salıverin gitsin. Daha kaç kere dibe vuracaksınız?
Her inişin bir de çıkışı vardır. Her insan özünde yalnızdır. Hayata yalın anlamıyla baktığımız zaman ağırdır. Geriye sadece mutlu anlar kalır. Sevdikleriniz henüz hayattayken onlarla birlikte mutlu an sayısını artırmaya bakın. Bir gün, ya siz ya onlardan biri olmayacak. Kalanlar diğerlerini mutlu anlarla, gülümseyerek hatırlasın. Çerçeveler, mutlu anların yaşandığı resimlerle dolsun. Gidenleri, hüzünlü şarkılarla değil, sevdiği şarkılarla anmak lazım. Siz öldüğünüzde, hayatınız üç dakikalık kısa film olarak çekilseydi, fon müziği olarak hangi şarkının kullanılmasını isterdiniz? Hiç düşündünüz mü? Hadi, bir düşünün bakalım. Hayatınızın fon müziği hangi şarkı olmalı? Şarkıyı seçerken, bu güne kadar yaşadıklarınızı değil, bundan sonra yaşamayı hayal ettiğiniz şeyleri de göz önününde bulundurun.
1 Shares:
Bir cevap yazın
You May Also Like